Türkiye’de Ramazan döneminde FMCG markalarının iletişimi, Lipton’un görünürlük odaklı geri sayımı ve Knorr’un sahaya inen fiziksel teması üzerinden iki farklı yaklaşımla karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de Ramazan döneminde markaların, özellikle hızlı tüketim (FMCG) oyuncularının, pazara uygun iletişim refleksi artık oldukça yerleşik bir davranış. Kültürel kodlara adapte olan görseller, dönemsel semboller ve değerlerle hizalanan mesajlar bu dönemdeki iletişimin temelini oluşturuyor.
Lipton – Kadıköy Rıhtım

Lipton’un Kadıköy Rıhtım’daki geri sayımlı çay kreatifine baktığımızda, kategori kodlarının güçlü bir şekilde sahnede olduğunu görüyoruz. Çay, iftar geri sayımı ve iftar sonrası buluşma çağrısı gibi detaylarla marka kendini hatırlatıyor. Burada doğru zaman, doğru kategori ve doğru sembol eşleşmesi öne çıkıyor.
Knorr’dan Birebir Temas

Knorr tarafında ise iletişim yalnızca mesajla sınırlı kalmıyor. Marka fiziksel olarak sahaya inerek, Söğütlüçeşme Terminali ve Beşiktaş Çarşı’da iftara eve yetişemeyenler için ürün dağıtıyor. Ürünü doğrudan deneyimletme yoluna giderek birebir temas kurmaya karar vermesi bu noktada oldukça anlamlı bir adım.
Görünürlük ve Temas Arasındaki Fark
Son yıllarda sıkça konuştuğumuz “markaların deneyimlenmesi” ya da “deneyim ekonomisi” konusu tam da bu ayrımda belirginleşiyor. Özellikle kolektif anlamı güçlü dönemlerde insanlar yalnızca ne söylendiğine değil, markanın ne yaptığına da bakıyor. Görünürlük ile temas arasındaki fark tam burada ortaya çıkıyor.
Bu iki örneğin aynı şehirde, aynı zaman diliminde karşımıza çıkması aslında iletişiminin evrimine dair net bir işaret veriyor. Artık asıl belirleyici olan, kültürel kodlara uyumdan çok o kodun içine hangi derinlikte dahil olunduğu. Sonuçta Ramazan iletişiminin söylemle mi güçlendiği yoksa deneyimle mi kalıcı hale geldiği sorusu da tam burada anlam kazanıyor.
Ramazan dönemi iletişim kampanyalarını ve markaların saha uygulamalarını buradan inceleyebilirsiniz.