Vakko’nun kuruluş yıllarında yaşanan “Lion Mağazası” krizi, marka bütünlüğünü korumanın ve doğru mecra kullanımının ders niteliğindeki örneğidir. Vitali Hakko, ürünü değil, algıyı yöneterek markasını kabul ettirdi.
Pazarlamada “hedef kitleyi doğru yerde yakalamak”, günümüz dijital dünyasının en popüler kavramlarından biri. Ancak Vitali Hakko, bu stratejiyi 1940’lı yıllarda, henüz pazarlama terimleri literatüre girmemişken uyguladı.

Fason Üretici Olmak ya da Marka Olmak
Dönemin ünlü mağazası Lion, Vakko eşarplarını kalitesi nedeniyle satmak istiyor ancak “Vakko” etiketini istemiyordu. Amaçları ürünü “İthal/Avrupa Malı” gibi göstermekti. Vitali Hakko, burada stratejik bir yol ayrımına girdi: Ya büyük bir ciro yapıp isimsiz bir üretici (fason) olacak ya da siparişi kaybedip bir “marka” olacaktı. Hakko, markayı seçti.
Karar Vericinin Medya Tüketimi
Vitali Hakko, Lion mağazasının sahibi Max Halpern’i ikna etmek için kapısını aşındırmak yerine, onun zihnine girmeyi denedi. Halpern’in Journal d’Orient gazetesini okuduğunu tespit eden Hakko, bütçesini bu gazeteye ayırdı. Bu, günümüzün “Account Based Marketing” (Hesap Bazlı Pazarlama) stratejisinin ilkel ama kusursuz bir örneğiydi.
Halpern, her sabah kahvesini içerken okuduğu gazetede Vakko ismini gördükçe, markaya olan aşinalığı ve güveni arttı. Sonuç olarak, etiketsiz ürün isteyen mağaza sahibi, markalı ürün sipariş eden bir müşteriye dönüştü.
Vitali Hakko’nun bu duruşu, Vakko’nun sadece bir tekstil atölyesi değil, bir “arzu nesnesi” olarak konumlanmasını sağladı.
Markaların kriz anlarında aldığı stratejik kararları ve pazarlama dehalarının analizlerini okumak için tıklayın.