Spor endüstrisinin devleri, rekabeti stadyumlardan açık denizlere ve göl üzerlerine taşıdı. Peki, Adidas ve Nike’ın bu lojistik gövde gösterisinin altında yatan asıl strateji ne?
Standart reklamcılık kalıpları yıkılırken, global spor markaları oyun alanını karadan suya transfer etti. Adidas’ın okyanus kirliliğine vurgu yapmak amacıyla Büyük Set Resifi’nde inşa ettiği tenis kortu ya da Nike’ın bir gölün durgun sularına kurduğu basketbol arenası, pazarlama dünyasında kuralların yeniden yazıldığının en net kanıtı.

Lojistik Bir Meydan Okuma
Bu projeleri sadece “Instagram’da paylaşılacak güzel bir kare” olarak değerlendirmek eksik bir bakış açısı olur. Markalar, mühendislik ve lojistiğin sınırlarını zorlayan bu devasa operasyonlarla, tüketicinin bilinçaltına sessiz ama iddialı bir mesaj işliyor: “Savunduğumuz ilkeler (ister çevre bilinci olsun ister sporun kapsayıcılığı) uğruna en zorlu şartları bile dize getirebiliriz.”

Sözcüklerden Somut Eylemlere
Özellikle Adidas ve Parley ortaklığı bu stratejinin zirvesi niteliğinde. Marka, “Denizleri temiz tutalım” cümlesini sıradan bir reklam panosuna yazdırmak yerine, okyanusun kalbine fiziksel bir anıt dikmeyi tercih ediyor. Yeni nesil tüketici artık sadece “görünen” logolarla yetinmiyor; vizyonunu somutlaştıran, “zahmet çeken” ve davası uğruna efor sarf eden markayla duygusal bir bağ kuruyor. Su üzerindeki o çizgiler, artık sadece oyun alanını değil, markanın vizyoner derinliğini de simgeliyor.

Markaların sınırları zorlayan stratejik hamlelerini ve pazarlama dünyasındaki ‘oyun değiştiren’ vaka analizlerini buradan inceleyebilirsiniz.